31 Mart 2013 Pazar

“Plazalar akvaryum, biz de yemin peşindeki balıklarız”




plaza1
Kurumsal hayat artık plazalarda yaşanıyor. Yerden yükseldikçe değişen iş yaşamının gizli anayasasını da plaza kadınları belirliyor. Plaza hayatını Twitter’a komik ve zeki bir şekilde taşıyan “Plaza Kaşarı”, Twitter dünyasının yeni fenomeni olma yolunda…
Geçtiğimiz haftaki kalabalık pazar sabahı kahvaltımız sırasında iki kız arkadaşım, ellerindeki telefonlara kilitlenmiş bir şekilde kendi kendilerine gülüyorlardı. Neydi bu kadar komik olan? Bir ağızdan “Plaza Kaşarı” diye cevapladılar. Pardon kim? “Plaza Kaşarı”, Twitter’a gireli henüz beş ay olmuş bir Twitter kullanıcısı. Çok diyemeyeceğim, 7 bin takipçisi var. Ama özellikle kurumsal işlerde çalışan kadınlar arasında bir fenomene dönüşmüş durumda. Kime sorsam takip ediyor.
Yemedim, içmedim, “Plaza Kaşarı”na ulaştım. Buluşma yeri için kendisine e-posta atıp nereyi tercih ettiğini sorduğumda bana iki mekanla geri döndü: “Delicatessen veya Beymen Brasserie”. İlk önerdiği yerde buluşmak üzere sözleştik. Üzerinde sarı bir kıyafet olacakmış. Elinde bir kalıp kaşarla gelmesinden iyidir.
 
“Orta sınıftan gelenler daha başarılı ve hırslı”
Tam saatinde oradaydı. Önce Louboutin ayakkabılarına gözüm takıldı. Yeni sezon. Ayaktan başa doğru ilerlemeye başladım. Bir dakika, ne kadar güzel bir kız bu! İncecik, minyon, uzun kumral saçları, minicik bir burnu var. Konuşmaya başlıyoruz. Sabancı Üniversitesi’nde burslu okumuş, şu anda bir elin parmaklarını geçmeyecek büyüklükteki yabancı bir “hızlı tüketim ürünleri” şirketinin pazarlama departmanında marka müdürü olarak çalışıyor.
30 yaşında. Ayda net 12 bin lira kazanıyor. Yıllık satış hedefini tutturursa üç maaşa kadar ikramiyesi var. Yan haklarını saymıyorum kendinizi kötü hissetmeyin diye. Üç yıl içinde direktör olmayı planlıyor.
Tablo böylesine kusursuzken bu kız niye sanal âlemin “Plaza Kaşarı” olup kurumsal dünyayı maymun eden tweet’ler atıyor? Buyurun, “niye”sini kendisinden dinleyin.
plaza2
Nedir bu plaza hayatı dedikleri?
Bol stres, az huzur, çok para, az uyku diyebilirim kısaca. Bir giren pişman, bir de giremeyen. Düşünsenize, onca yıl dershane, özel ders, burs kazanma derken hayatınızda belki ilk defa kalem etek, beyaz gömlek giyiyorsunuz, onlarca iş görüşmesine girip sayısız testten geçiyorsunuz ve sonunda hayalini kurduğunuz çokuluslu bir şirkete kabul ediliyorsunuz. İnsan daha ne ister? Ancak işin gerçeği, bu hayatın Powerpoint sunumlardan ve Excel dosyalardan ibaret olan ve sizin gerçekte nasıl bir insan olduğunuzu sorgulamayan soyut bir hayat olduğu. Yükseldikçe daha çok para kazanıyorsunuz ama paralelinde yaşam standardınızı da yükseltip daha fazla harcamak zorunda kalıyorsunuz. Akvaryum gibi yukarıdan birileri yem atıyor, siz balıklar da yemi kapabilmek için diğerleriyle kıyasıya bir rekabete girişiyorsunuz. Günün sonunda en sinsi, düzenbaz ve dayanıklı olan balık yemi kapıyor, çift maaşı alıyor. Bir elinizde laptop, diğer elinizde kahve, 12 pont topukluların üzerinde asansörün düğmesine basabilecek kadar esnek, her türlü yalakalığı usturuplu bir şekilde yapacak kadar geniş olmanız lazım. Plazalarda temiz hava yok, aynı yemek şirketiyle çalışılıyor ve sonu gelmek bilmeyen toplantılara giriyorsunuz. Bizimki gibi çokuluslu plaza şirketlerinde genellikle orta tabakadan gelen, zeki, burslu tipler oluyor çünkü bu insanlar daha iyi bir hayat standardı elde etmeye adıyorlar hayatlarını. Ben de onlardan biriyim.

plaza3Plazalardaki kadın rekabeti ne âlemde?
Her yer ağzına kadar kadın dolu. Kadınlar yine kadınları işe alıyor çünkü onları yönetmeyi seviyorlar. Yöneticiniz 40 yaşındaysa, bekarsa veya evliliğinde mutsuzsa, hele bir de evine kedi-köpek falan toplamaya başlamışsa tehlike çanları çalıyor demektir. Size kafayı takacak bir sebebi her zaman kolayca bulur. Çocuk sahibi olan kadın yöneticiler şirkette yaşıyor diyebilirim. Geçen ay bir yöneticimiz doğurdu ve 15 gün sonra bebeğini Gürcü bakıcısına teslim edip masasına oturdu. Onun ruhsal bunalımını da biz çekiyoruz haliyle. Kurumsal hayattaki kadınlar daha hırçın, hırslı ve duygusal yaklaşıyor olaylara. Erkeklerden daha iş bitiriciler. Daha erken gelip daha geç çıkıyorlar işten çünkü başarıya daha açlar.
“Sevgilim ‘Plaza Kaşarı’ olduğumu hâlâ bilmiyor”
“Plaza Kaşarı”nın erkek arkadaşı nasıl olmalı? Sizin sevgiliniz var mı? “Plaza Kaşarı” neler yapar?
Giydiğiniz ceketin markası, direktörünüzün doğum günü için pişirdiğiniz kek, yöneticiniz komik olmasa bile takındığınız o salak gülümseme, patronun üye olduğu spor salonunda yan yana koşabilmek için ödediğiniz saçma sapan para, yılbaşı partisinde sarhoş olan ajans başkanına yaptığınız “Ay ben bu yönünüzü hiç bilmiyordum” konuşmaları bu hayata tutunmak için yapılması zorunlu şeyler listenizin sadece birkaç maddesi. Günün sonunda sattığınız ne? Bir şişe şampuan ya da bir paket bisküvi! Benim için “Plaza Kaşarlığı”, kurumsal kölelik demek. Bu yaptıklarınız kaşarlık değil de nedir?
Sizden daha yüksek bir görevde ve kurumsal hayatta olması gerekir çünkü patronlar çalışanlarının hayatında düzgün tipler olmasına önem verir. Ben de aynen bu profilde bir sevgili edindim. O da Twitter’da “Plaza Kaşarı”nı takip ediyor ama o kaşarın ben olduğumdan haberi yok!
 
Entrikalı aşklar var mı?
Şirket içinde de türlü filmler döner. Kadınlar şirketteki üst düzey yöneticilere oynar çünkü güç severler. Ancak bu tarz ilişkiler genellikle kısa süreli olur, Antalya’da yapılan motivasyon toplantısında ya da yurt dışına yapılan bir iş gezisinde yaşanır ve dönüşte sona erer. Hassas dengelerdir bunlar. Benim de ilk işimde direktörümle bir ilişkim olmuştu. Sonuç? Kibarca işten atıldım!
 
Rütbeye göre yaşam tarzları
* Direktör olduysanız Burberry trençkot, atkı, şapka, şemsiye edinip hepsini aynı anda giyin. Miu Miu cüzdan ve Prada çanta kullanın.
* Ürün müdürüyseniz MAC Kanyon’a, direktörseniz MAC Bebeköy’e üye olun.
* 15 günde bir tiyatro veya sinema, iki ayda bir de Londra yapın. Mutlaka kayak tatiline gidin.
 
“Plaza Kaşarı”nın favori tweet’leri
* Şirketin logosunu alnıma dövme mi yaptırsam?
* Kadınların geç idrak etmesi yıllarca oje kokusuna maruz kalmalarından mı?
* Yıllardır kepek ekmeğine tost yemekten beyin hücrelerim öldü.
* Gün içindeki en sevdiğim an, genel müdürle asansörde baş başa geçirdiğim dakikalar.
* Hayalimdeki meslek: “expat karılığı”.
* Ortalama bir günüm: 115 mail, 7 fincan kahve, 4 toplantı, 1 Türk dizisi.
* Boş taksi fişi=açık çek; satış toplantısı=modern konsomasyon; sponsorluk= bedava konser bileti.
* Sabah 7’deki uçağa fönlü, makyajlı ve gülümseyerek binen kadından korkun.
 
“Plaza Kaşarlığı”nın 10 altın kuralı
* Arayın bulun, ofise elinizde Starbucks kahveyle girin.
* Cuma da olsa, babet değil, yüksek topuklularınızı giyin. Asla makyajsız dolaşmayın.
* Konuşurken mümkün olduğunca “big picture”, “leverage”, “win-win” gibi İngilizce kelimeler kullanın.
* Yazdığınız e-postaları isim ve soyadınızın sadece baş harfleriyle bitirin.
* Direktörünüzün yüzüne gülün, sonra da insan kaynaklarına gidip “Benim önümü tıkıyor” deyin.
* Yemekhanede arkadaşlarınızın değil, direktörünüzün yanına oturun.
* Nazar boncuklu kırmızı gül göndermesin size kimse. Çiçeğiniz Bebek’teki Ceremony’den olsun, küçük müçük fark etmez.
* İş yemeklerinizi akşam Zuma’da, öğlen Nusret’te yiyin. Zaten haftada bir suşi yemezseniz dengeniz bozulur.
* Pazarlama ve satış departmanları arasında hep bir çekişme vardır. İngilizce konuşmayı bilmese de satış direktörüyle hep iyi geçinin.
* Dedikodunun kralının döndüğü sigara molalarında yönetici asistanın çakma çanta taktığı bilgisini sızdırın, sempati kazananın.
 

3 yorum:

E S M İ R dedi ki...

Genç ve hırslı ve zeki bir işkadınının pazarlama stratejilerini anlattığı ve böylece kendisini çok iyi lanse ettiği bir röportaj bu! Gerçekçi ve objektif bir yaklaşımla doğru analizlerde bulunmuş. Eksiği yok fazlası var. Demem o ki başarılı bir sunum ve başarılı bir işkadını profili.

Marketing eğitimi aldım 3 yıl kadar londra'da. Ve çok uluslu şirketlerde uzun yıllar Marketing departmanlarında görev yaptım. Marketing'in ruhunu tıpkı bu yazının başlığında ki gibi iyi bilirim. Etkileme gücü çoktur. İç ve dış rekabetler de çoktur. Yazıda ki pek çok ayrıntı bana hiç yabancı gelmedi! Ama kişiliğiniz ve kendi ruhunuz eğer bu ilişkiye uyum sağlayamaz ise 'benim burada ne işim var!' diyebilirsiniz.

Genç Marketing Uzmanlarına kolaylıklar diliyorum..Paylaşım için sanada sevgili arkadaşım teşekkür ederim...İyi haftalar dilerim. Sevgilerimle...

düşünce bahçesi dedi ki...

sevgili esmir,
dediğin gibi, "benim burada ne işim var" derdim ben.
gerçek böyleyse, dayanılır gibi değil. yaşamak böyle bir şey olabilir mi?
bu çağın handikap ı bu demek.

geçecektir, zira ne zerafeti var nede elle tutulur yanı.
kapital ne kadar ruhumu okşar ki benim...

ali zafer sapci dedi ki...

İki kere okudum, tam da ailenin genç bireylerine benzer şeyleri anlatmaya çalışıyorum. Her şey hızla alçalıyor mu acaba... Teşekkürler.